TOPRAK KARADENİZ'e Konuştu

11 Nisan 2018 09:14

NECDET KARADENİZ GAZİANTEP'Lİ USTA GAZETECİ ABDULKADİR TOPRAK’LA ŞANLIURFA’YI KONUŞTU.  
NECDET KARADENİZ GAZİANTEP'Lİ USTA GAZETECİ ABDULKADİR TOPRAK’LA ŞANLIURFA’YI KONUŞTU.

ŞANLIURFA BİZİ DİYAZEMLE UYUTSA YİNE BİZE YETİŞEMEZ.

A.T:Şimdi biz istiyoruz ki Hakkari, Edirne, Trabzon, Şanlıurfa, Diyarbakır, hep beraber büyüyelim. Yöresellik hiçbir zaman güzel bir düşünce değil. Biz istiyoruz ki Şanlıurfa’da kİ aşiret reislerin devletin yürüyüşünde beraber olsunlar. Biz istiyoruz ki aşiret reisleri bir çıkar uğruna bir hiddetle şiddetle hareket etmesinler. Okul yaptırsınlar, Şanlıurfa’nın güzelleşmesi yönünde hareket etsinler. Devletle beraber yürüsünler. Devletle biz dokuz köyün merkezine verdiğimiz arsa ile sağlık ocağı ilkokul, ortaokul ve lise yaptık. Biz memuruz hepimiz. Bizim o köyde kendimize ait arsamız yok ama on üç dönüm arsayı köyün eğitimi için bahşettik. Ve orda şuan 750 çocuk okuyor. Aşiret reisleri varlıklarını bu gibi güzel olaylara yatırsalar Urfa üç günde kalkınır.

N.K: Efendim Ziyaeddin Akbulut un Şanlıurfa on yıl sonra Gaziantep i geçecek sözüne sayın Celal Doğan ne dedi?

A.T:Celal Doğan dedi ki o toplantıda, siz bu tutumunuzu devam ettirdiğiniz sürece bizim Gaziantep e diazem vurarak bizi uyutsanız dahi bizimle olamazsınız, bizim seviyeye gelemezsiniz. Keşke gelseydiniz dedi. Gerçekten bir muşlu geldi. Selami bey, adam şunu söyledi bize; beni koridorda evin koridorunda gördü, kaç kâğıdın var, ne iş yaparsın dedi ve beni fabrikatör yaptı bu Gaziantep li diyor. Tat makarnanın sahibiydi Selami bey. Ben diyor koyun kuzu beslerdim, kötü iş değildi, ama buraya geldim, komşum diyor bana ilk sorduğu soru şu; kaç kâğıdın var? Bizimle iş yapar mısınız? Ve ben böylece fabrikatör oldum. Gaziantepli çalışır ve çeliştirir.

N.K: Efendim konuşmalarınız arasında babanızın, yanlış anlamadıysam, lütfen okuyun yoksa öldürürüm cümlesini söyleyince, tüylerim diken diken oldu. Açar mısınız bunu bize?

A.T:Babam 35 yıl 8 ay 5 gün emniyet teşkilatında görev yaptı, hiçbir gün görev gereği eline silahını almamıştı. O zaman babamın görev yaptığı sürelerde devlet düşmanı yoktu. Adi suçlar vardı, ki babam emniyette muhabereciydi, silahı hiç kullanmadı, ama bize oturur, lütfen okuyun, yoksa öldürürüm derdi. Ve bunun sayesinde biz ve çocuklarımız okuduk, şuan mezarını ziyaretine gittiğimde, ona dua ediyorum. Zaten okumazsanız, geberin derdi. Çok güzel hırçın, sabah görevden gelince, tek odalı, damı ve tavanı toprak bir odada botunu çıkarmadan ödevleri isterdi. Çart defteri bir yırtardı. Nejdet bey o defteri bir yırtar otur tekrar yaz. Ve bizim okumamıza değil, köydeki çocuklarında okumasına, bir gün bir veliye çocuğunuzu okula yazdırın diye 18 dk. evdentelefon açtı. En son bağırmaya başladı. Hayvan çocuğu okula kaydettir. Ve o çocuk bugün öğretmen!

N.K: Yani bu konuşmadan sonrada artık… Gerçekten cennetin bağında cehennem olur mu? Böyle bunu böyle bir açarsanız üstadım?

A.T:Bizim sof dağı var, sof dağı böyle seri halindedir. Dünyanın oksijeni en kaliteli üreten ikinci derecede önemli bir noktamız. Dünyanın yapısını bozarsak, okyanusta oluşan rüzgar Cebeli Tarık Boğazından gelip Kıbrıs üzerinden Serinceye geliyor. Bu yolu bozarsak, hani Dadaloğlu der ya; cehennemde dindarlığın dini yoktur, herkes ateşini kendi götürür. Cehennemi de biz kendimiz yaparız. Sof dağını da bozarsak taş ocaklarıyla bugün 9-10-11-12 taş ocağı var, hainlik var, asfalt tarafındaki duvar şeklinde dağı almıyor, dağın arkası kilometrelerce gidiyor. Bir yazı yazmıştım,

cennetin bağrında cehennem olur mu? Diye. Yüreğimiz yanıyor. O dağlarda benim bir karış toprağım yok ama o dağlar benim geleceğim için lazım. Gaziantep in oksijeni için lazım. Yine de uğraşarak sayının artmasını engelledik taş ocaklarının. Sayısının çoğalmasını engelledik.

N.K: Efendim, yani bu yaştan sonra, keşke yanınızda çırak olarak çalışabilsem ve inanın ki 10 dakika içerisinde, yani 10 yıllık bir soru birikimine sahip oldum desem, yanılmam. Maalesef ülkemizde artık bu duayen dediğimiz gazeteci arkadaşlarımızın yazamadıklarını görünce ben kendim kahroluyorum. Gerçekten bu tip değerlere de öldükten sonra sahip çıkılınca perişan oluyorum. Abdulkadir TOPRAGI hayattayken ödüllendirelim. Öldükten sonra ödülün bir anlamı yok benim için.

A.T:Benim için ödül, ülkemin Hakkari den Edirne ye Trabzon dan İzmir e, Kars a, siyasilerin, yetkililerin, protokollerin, çalışması Ankara da, İstanbul da ne varsa Şanlıurfa da, Hakkari de, olmasını istemekten başka hiçbir sıkıntım yok.

N.K: Efendim urfadaki gazeteci meslektaşlarımıza tavsiyeniz ne olacak, son olarak onu rica edeyim.

A.T:Abone kaygısıyla haber yapmasınlar. Kaynak sağlam, elinde delil varsa, ben hiç korkmadan haber yaparım. Yeter ki elimde kaynak olsun, delil olsun, toplum için yararlı olan, sonunda ölümde olsa haber yaparım. Ve yaptım bugüne kadar. İspatım var.

N.K: Efendim çok teşekkür ediyorum.

A.T:Görmediğim, aşık olduğum bir dedem var, Efkan DİDARİ. Ökkeş Adil DİDARİ TOPRAK. Biz Gazneli Mahmut devrinde ayaz beyin neslinden geliriz. Gazneli Sultan Mahmut un baş veziri. Ayaz beyin soyundan geliriz. Bu seceremiz kültür bakanlığının yayınladığı bir kitapta var. Bir tarihçi götürmüş ama hele ki bakanlığın yayınladığı bir kitapta var, benim derdim şu değil; soyum şudur, boyum budur..İnsan mıyız!

Meslek lisesinde görev yaptım, eğitim araçlarında görev yaptım, TRT Haber Kameramanlığı yaptım ve yıllardan beri köşe yazıyorum, gazetecilik yapıyorum. Tek hedefim bir şeyler yapabilir miyim? İki oğlumu okuttum, dört kardeşin sekiz çocuğunu okuttuk, köye okul yapılmasına sebep olduk, bugün mal varlığımı sormayın, arayla evin taksitini ödüyorum.

N.K:Teşekkür ediyorum.